May
04
2009
0

Her Kula Helal, Müslüman’a Haram!…

Vaktiyle Bursa’ da bir müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”

Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…

Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.

 Adam:   “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin isbat ister, delil şarttır…”  dedikçe kadı kızmış:
 - “Ne delili, ne isbatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzûrunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş.

Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
 - “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.
 Adam:
 - “Bir tek Sultan’a derim…”  diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş…

Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
 - “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl,
 Müslüman’a haram yazarsın?..”
 Adam, başı önünde konuşur:
 - “Delilim vardır, lâkin isbat ister.”
 - “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
 - “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”
 - “Eeee?!..”
 - “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…”

Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masûmdur, gerekirse kefâlet ödeyelim…”

Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
 - “Sultânım, artık bırakmak zamanıdır” demiş.

Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki, adam:
 - “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz içinyaptırınız Sultânım” demiş.
Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar âyininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutlulukk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla
daha bir sarılmışlar birbirlerine…
 
Sultan:
 - “Bitti mi?..” demiş adama.
 - “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
 - “Şimde nedir isteğin?..”
 
 - “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad edilen âlimini alınız minberinden…”

Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…

Ve ne olmuş bilin bakalım?..
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa va’zı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış…
Geçmiş bir hafta, “nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve câhil bir imam tâyin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
 - “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
 - “Kimbilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
 - “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
 - “Sorma, sorma…”

Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
 - “Eee, ne olacak şimdi?..
 Adam:
 - “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”
 
 “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:

 - “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lûtfen, böyle Müslümanlar’a su helâl edilir mi?..”
 Sultan acı acı tebessüm etmiş:

 - “Hava bile haram, hava bile!..” demiş….

Not: Bu yazıyı e-posta ile bana ulaştıran Mustafa SARIGÜLŞEN’e teşekkürler…

Written by admin in: Sizden Gelenler |
May
01
2009
0

TİCARİ TAVSİYELER

  1. Sermayeniz kadar iş yapın.
  2. Banka kredisi kullanmayın.
  3. Uzun vadeli mal satmayın.
  4. Borçlu kimsenin malı olmaz.
  5. Tüm işlerinizi ve hayatınızı güzel ahlak üzerine bina ediniz.
  6. Döviz ile borçlanmayın. Yatırımlarınızı Türk Lirası ile yapınız.
  7. Sivil toplum kuruluşlarına üye olunuz. (Siyasi-İktisadi-Sosyal)
  8. Hep iyi düşünün ve iyilik yapın. (İnsanlara  - Hayvanlara - Doğaya)
  9. Mümkün olduğunca borçlanmayınız. Çünkü borç nebi diliyle “gece dert, gündüz zillettir”
  10. Alışverişlerinizde dürüst olunuz. Ortaklarınıza ve müşterilerinize ihanet etmeyiniz. Bu sizin için daha hayırdır.
  11. Alışverişlerinizde dürüst olunuz. Satan taraf ise alanı aldığına pişman etmeyiniz. Alan taraf iseniz önce iyice araştırıp, aldanmamaya gayret ediniz.
  12. Bir insan borcunu geciktirip alacaklısının hakkını enflasyona eritmesi zulümdür. Tefeciliğin tersinden yapılmasıdır.
  13. Hayatınızın dünyevileşmesine izin vermeyiniz. Allah Rasulü bu ümmetin felaketinin dünya sevgisinden olacağını ifade etmiştir.
  14. Para, çağdaş dünyada bir mübadele aracı olduğu kadar bir savaş aracıdır da. Bir insan harcadığı her kuruşun kime gittiğini iyi bilmek, kendisine kurşun olarak geri dönmeyeceğinden emin olmak zorundadır.
  15. Parasal ilişkiler, çağdaş beşeri münasebetlerin baraj dersidir. Bu dersten kalanlar diğer tüm derslerden geçseler de beşeri münasebetlerden sınıfta kalmış sayılırlar.
  16. Para ve kadınla sınanmak sınavların en çetinidir. Şevhetle dünyaya düşkünlük, çağdaş insanın yumuşak karnıdır. Yokluğa sabretmek her kişi, varlığa sabretmek er kişi kârıdır.
  17. Kapitalizmin son icadı olan taksit tuzağına düşmeyiniz. Gücünüzün yetmediği bir malı ya tasarruflarınızla ya da yakın dost ve çevre arasında oluşturacağınız karz’ hasen sandığıyla dönüşümlü olarak ama mutlaka peşin fiyatına almaya gayret ediniz.

Kaynak: Anonim

Written by admin in: Günün Yazısı |
Kas
04
2008
0

İşte Türkiye’de gelecek vaat eden sektörler

Kaynak:
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/10278823.asp?mnID=10278823
 
Ülkede 15 sektörün, gelecek 10 yılın Türkiye’sine damgasını vuracağı bildirildi.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü Prof. Dr. Muammer Kaya, gelecek 10 yılda Türkiye’de önemli yere sahip olacak 15 sektör arasında 130 milyar dolarlık yatırım yapılması gereken enerji sektörünün başı çektiğini söyledi.

Perakende, lojistik, çevre ve yeniden dönüşüm sektörlerinin yeni alanlar olarak ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Kaya, şöyle konuştu:
“Enerji sektörü hem dünyada hem de Türkiye’de katlanarak büyüyecek. Global ekonomide önümüzdeki 10 yılda yıllık yüzde 3-4 civarında bir büyüme olacağı varsayımına göre, enerji sektörü hem ülkemizde hem de dünyada büyüme ve refahı belirleyecek temel parametre olacaktır. Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılına damgasını vuracak sektörler enerji, otomotiv, tekstil, telekomünikasyon-iletişim, bilişim sistemleri ve teknoloji, savunma ve hava teknolojileri, eğitim, perakende, elektronik, çevre ve geri dönüşüm, güvenlik, danışmanlıktır. Bunlar Türkiye’de en çok yatırım ve istihdamın gerçekleşeceği sektörlerdir.”

“EKONOMİK KALKINMADA SIKIŞILAN NOKTALAR SAPTANDI”

Prof. Dr. Kaya, bu sektörler belirlenirken 2000′li yılların başından itibaren performansı yüksek, sürdürülebilir sektörlerin dikkate alındığını ifade ederek, “Belirlemede, ülkemizin, küreselleşen dünyada, Avrupa Birliği ve dünya ile entegrasyonu göz önüne alınarak, ekonomik kalkınmada sıkışılan noktalar saptandı” dedi.

Bu sıkıntıların aşılmasında dünyanın neler yaptığı ve hangi yollardan geçtiğinin de izlendiğini anlatan Prof. Dr. Kaya, “Ayrıca ülkemizde işsizlik, özellikle üniversite mezunu işsizler göz önüne alınarak yoğun istihdam üretebilecek sektörler incelenmiştir” diye konuştu.

Prof. Dr. Kaya, “ortaya çıkan 15 sektör arasında çevre ve geri dönüşüm sektörünün bugüne kadar hiç gündeme gelmediğini, geleceği çok parlak bir alan olduğunu” bildirerek, şöyle devam etti:
“Türkiye’de denetlemeye dayalı sektörlerin henüz yeterince gelişmemesinin nedenleri, ihtiyaç duyulmadığı için yasal zemin oluşmaması ve çevre kültürü ve bilincinin istenilen düzeyde oluşmamasıdır. Yeni gelişen sektörler çerçevesinde üniversite tercihi yapılırken istihdam alanına göre tercih yapılmalı, ailenin veya dar sosyal çevrelerin klişelerine uyulmamalıdır. Üniversite öğrencilerinin, seçtiği sektörde hangi dilleri bilmesi gerektiği ve hangi ülkeleri yakından takip etmesi gerektiğini araştırıp kendini yetiştirme sürecine girerse çok başarılı olacaktır.”

Prof. Dr. Muammer Kaya, gelecek vaat eden 15 sektörü ve özelliklerini şöyle sıraladı:

GELECEK VAAT EDEN SEKTÖRLER

- BİLİŞİM SİSTEMLERİ VE TEKNOLOJİ SEKTÖRÜ: Türkiye’nin bundan sonraki bütün konsantrasyonu teknoloji, inovasyon ve yenilikçilik üzerinde olacak. Çünkü, Ar-Ge ile başlayan süreçte, teknoloji gelişiyor, bu kalite ve verimlilik artışı olarak artan üretime yansıyor. Bu alanda nanoteknoloji, genetik ya da biyoteknoloji, yeni nesil nükleer yakıtlar ve teknolojileri; hidrojen ve yakıt pili teknolojileri ile süper-iletkenlerin üretimi öne çıkacak.

- EĞİTİM: Teknik eğitimden tarımdan göçenlerin dönüştürülmesine kadar her alanda değişen ekonomi ve değişen rekabet, buna uygun üretim, Ar-Ge ve nitelikli insan gücü gerektiriyor. Sektörler ya kendi elemanlarını yetiştirecek ya da bu işi başkalarına yaptıracaklar, yani standartlarını koyup, siparişini verip satın alacak. Bu alanda mesleğe dönük eğitimin derinleşmesi bekleniyor. Hayat boyu sürekli eğitim (çalışmayanlar için), mesleki eğitim (ara elemanlar için) ve meslek içi eğitim (çalışanların gelişmesi için), uzaktan eğitim (zaman ve mekandan bağımsız) önem kazanacaktır.

- ENERJİ ve DOĞAL KAYNAKLAR: Enerji sektörü hem dünyada hem de Türkiye’de katlanarak büyüyecek. Ülkemizde enerji tüketimi dünya ortalamasının iki katından fazla büyüyeceği tahmin edilmektedir. Global ekonomide önümüzdeki 10 yılda yıllık yüzde 3-4 civarında bir büyüme olacağı varsayımına göre, enerji sektörü büyüme ve refahı belirleyecek temel parametre olacak. Hesaplamalara göre, Türkiye’nin enerji sektöründeki açığını kapatması için tam 130 milyar dolarlık yatırım yapması gerekiyor. Bu, aynı zamanda büyük bir istihdam sahası anlamına da geliyor. Yerli madenler ve doğal kaynakların önemi anlaşılacak, özellikle enerji-hammadde-ürün üretiminde temiz, yenilenebilir yerli doğal kaynaklar geliştirilerek değerlendirilecektir. İthale dayalı fosil yakıtların önemi kısmen azalacak.

- OTOMOTİV: Son yılların Türkiye’de en rekabetçi ve en hızla yükselen sektörü olarak kabul ediliyor. İhracat 2006 yılına göre 2007′de yüzde 33,8 artarken, ithalattaki artış ise yüzde 8,7 düzeyinde kaldı. Yani Türkiye otomotivde dış ticaret fazlası vermiş oldu. Türkiye otomotiv sektöründe yakaladığı bu ivmeyi sürdürmek zorunda olduğundan, yatırımlara ve istihdama uzun vadede devam edecek. Ekonomik krizler nedeniyle kısa süreli duraksamalar olsa da uzun vadede bu sektör ülkemiz için lokomotif sektörlerden biri olmaya devam edecektir.

- TEKSTİL: Dünya pazarının yaklaşık üçte ikisini Çin’in ele geçirmesi, Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim sektörlerinde ihracat hacmini fiziksel olarak azaltmış bulunuyor. Ancak, kalite, hız, dar alandaki özel taleplere cevap verebilme, esneklik, AB piyasalarına olan yakınlık gibi üstünlükleri sayesinde Türkiye, bu sektörde küresel aktör olma konumunu halen muhafaza ediyor. Ülkemizde tekstil sektörü döviz kurlarından kısa vadeli sorunlar yaşasa da uzun vadede büyük firmalar biraz sarsılsa da ayakta kalabilecek, fakat küçük firmalar sıkıntı çekebilecek.

- TELEKOMÜNİKASYON: Sektör, 15 yıl içinde yeni oyuncularla ciddi bir büyüme içine girecek. Büyük şirketler olduğu gibi, taşeron firmalar da gelişecek. Telekom sektöründe bugüne kadar ön planda olan daha çok GSM firmalarıydı ama önümüzdeki 15 yılda sektör daha farklı bir tablo çizecek. Alternatif telekom operatörleri büyük atılım içine girecek. Telekominikasyon alanında ülkemizdeki yabancı firmalar Türk çalışanlarını daha fazla oranda yurt dışındaki iş yerlerine çalışmaya gönderecek.

- SAVUNMA ve HAVACILIK TEKNOLOJİLERİ: Savunma sektörünün dünyadaki yıllık bütünlüğü 1,3 trilyon dolar. Bunun yarısını tek başına ABD karşılıyor. Türkiye’nin Aselsan, Roketsan, Havelsan, Kale Savunma Sanayi gibi bazı şirketleri bu piyasadan pay almaya başladılar. Son yıllardaki atılım sayesinde Türkiye, silah sanayi ihtiyaçlarını yüzde 45 oranında içeriden tedarik ediyor. Uçak, helikopter ve havacılık sanayine parça üreten TEI, TAİ, Alp Havacılık gibi firmaların gelecekte önemli görevler yapacağı tahmin edilmekte.

- PERAKENDECİLİK: Sektördeki hareketlilik yeni açılacak alışveriş merkezleri ile daha büyük bir boyut kazanacak. Sektörde büyük oyuncuların yanı sıra küçük oyuncular da harekete geçecek. Perakende sektöründe yetişmiş insan sayısı çok az olduğu için ciddi transferler olacak, eğitim veren şirketlere ihtiyaç duyulacak. Bazı illerde gereğinden fazla açılan alışveriş merkezlerinde sıkıntılar yaşanacak da olsa gelecekleri oldukça parlak gözüküyor. Alışveriş merkezlerinde daha iyi yaşam alanları yaratanlar, promosyon yapanlar, topluma daha fazla çekici faaliyetlerde bulunan alışveriş merkezleri başarılı olacaklar. Gıda ürünleri mobilya, ev-bahçe, aydınlatma, banyo ve mutfak eşyaları sunan yapı marketler daha önem kazanacak.

- ELEKTRONİK: Elektronik sektörü perakendecilikte büyük bir yol alacak. Mağazacılık yapan firma sayısı gittikçe artacak, yurt dışı elektronik devlerinin Türkiye’ye olan ilgisi sürecek ve yatırımlar yapacaklar. Diğer bir dalga ise sektördeki birleşmeler ve evlilikler olacak.

- TAŞIMACILIK VE LOJİSTİK: Hem hava yolu taşımacılığı hem de lojistik alanında büyük bir patlama yaşanıyor. Bunu ülkemizde piyasa uyumlu reformların ve vergisel teşviklerin tetiklediği görülüyor. 17 milyar dolar civarında bir büyüklüğe sahip olan sektörün ilk dinlenme yeri 40 milyar doları bulacak. Bu arada parlayan yıldız ise depoculuk-antrepoculuk olacak. Yabancı ve yerli firmalar evlenecek. Kara yolu yolcu taşımacılığı pazar payının yaklaşık yüzde 10′luk kesimini hava, demir ve deniz taşımacılığına kaptıracak.

- SAĞLIK: Büyüklüğü 25 milyar doları aşan sektörde hedef 10 yıl için 50 milyar dolar olarak gösteriliyor. Artan kişi başı gelir ve sağlık bilinci nedeniyle kişi başına düşen doktor, kişi başına sağlık ve ilaç harcamaları artacak. Yeni özel hastaneler, tesisler ve klinikler açılacak. Sağlık sektöründe mesleğin haricinde eğitimler gündeme gelecek. Özellikle tıbbi kongre turizmi Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki gündemi olmaya devam edecek.

- ÇEVRE VE YENİDEN DÖNÜŞÜM: Sanayileşmenin yol açtığı tahribatı yok etmek veya bunlara kısmen mahal vermemek için alınacak tedbirler dev sektörlerin doğmasına sebep olacak. Türkiye’nin AB çevre standartlarına geçmesi ve Kyoto Protokolü’nün gereklerini yerine getirmek için yaklaşık 140 milyar dolar gerektiği anlaşılıyor. Bu, gelecekteki yeni iş hacmine işaret ediyor. Türkiye’de bundan sonra çevre dostu üretim, madencilik, geri dönüşüm sektörleri önem kazanacak. Yarınların başladığı yerin geri dönüşüm sektörü olduğu anlaşılacak. Hurdaların atık olmadığı, geri dönüşümünde nihai yok etme olmadığı bilinci yerleşecek.

ABD’de 2006 yılında geri dönüşüm sektörünün büyüklüğü 65 milyar doları aştı. Özellikle elektronik atık, hurda araçlar, demir-çelik, kağıt, lastik geri dönüşümü önem kazanacak. Kurumsal olarak çevre standartları alma ve uygulama konularında uzmanlara ihtiyaç artacak.

- GÜVENLİK: Güvenliğin her alanı terör, hacker gibi birçok tehdide bağlı olarak katlanarak büyüyecek. Bilgi güvenliği, müşteri güvenliği, altyapı ve kimlik güvenliği, işletme, sokak, bina, kişi güvenliği hızla gelişecek. Güvenlik hizmetlerindeki tüm pozisyonlarda yetişmiş insana ihtiyaç duyulacak. Özel güvenlik kurumları sayısı artacak. Güvenlik görevlilerinin eğitimi önem kazanacaktır. Ev ve iş yeri elektronik güvenlik ekipmanları satış ve montaj sektörü büyüyecek.

- DANIŞMANLIK: İmalat sanayinin gelişimi sonucunda ortaya çıkan refah artışı ve yüksek gelir seviyesi hizmet sektörünün önemini artırıyor. Hizmet sektörünün bir kolunu oluşturan danışmanlık, kişisel ve kurumsal alanlarda hızlı bir büyüme gösterecek. Teknik, hukuksal, mali danışmanlık daha da önem kazanacak. Medya takibi, webometrik değerlendirme, kalite, e-devlet, sertifikasyon hizmetlerinde danışmanlığın önemi artacak.

- TARIM: Dünya nüfusu ile gıda kaynakları arasındaki makas her geçen yıl artıyor. Bu da gıda arzı güvenliğini tehlikeye sokmaktadır. Küresel ısınma, su kıtlığı, tarıma dayalı alanların azalması gibi unsurlar Türkiye’nin bu alanda yıldızını parlatıyor. Verilmekte olan teşvikler ve yapılan yasal düzenlemelerin de katkısıyla ölçekler büyüyecek, bilinçli tarım pratiklerine yer verilecek. Özellikle organik tarım, damlama sulama, topraksız tarım, suda tarım önem kazanacak.

Written by admin in: Günün Yazısı |
Kas
02
2008
0

Google’ın Bilinmeyen Yönleri…

değerli arkadaşlar google’i bizler sadece arama motoru olarak kullanıyoruz. oysaki google’in o kadar çok işlevi varki, işte size google’in bilinmeyen yönleri

Arama iyileştirmeleri ;Google Video: Bu, Google’ın atması beklenen bir adımdı. Resim arama işlevinin akıl almaz başarısından sonra, bu işlevselliğin bir başka medyaya uzanması zaten an meselesiydi. İşin güzel yanı, sadece TV programlarından parçalar izlemeniz değil, bir akıcı video sunucusu kurmaya imkanı elvermeyen bağımsız kişi ve kuruluşların mesajlarını içeren video görüntülerini de bu sayede bulabilmeniz. Sakıncalı içeriğe sahip olmadığı sürece tüm videolarınızı yükleyebilirsiniz ve bunlar Google Video’da bedava olarak tarayıcılardan görüntülenebilir.

web sitesi:http://video.google.com/

Google Suggest: Google Suggest’in sunduğu şey basit. Adından da anlaşılacağı gibi (suggest: öneri), arama kutusunun altındaki bir açılır liste, sıkça yapılan aramaları kullanıcıya öneriyor. Söz gelimi, arama kutusuna “Michael Jack” yazmanız durumunda, Google “Michael lackson resmi sitesi” ya da “Michael Jackson davası” gibi önerilerde bulunuyor. Bu, tarayıcıların son aranan sözcükleri önermesi gibi bir uygulama ama ondan çok daha pratik. Google Suggest daha şimdiden tarayıcılara entegre arama kutularında da görülmeye başlandı.

Web sitesi: http://www.google.com/webhpPcomple-te=l&hl=en

Google Sets: Bu gerçekten büyük bir yenilik. Diyelim ki yeni alacağınız bilgisayar için parça toplamanız gerekiyor ama bu konuda bilgi sahibi değilsiniz. Tek yapmanız gereken Google Sets’e gidip çevre birimlerinden bildiklerinizin adlarını (sabit disk, monitör gibi) yazmanız. Böylelikle bu küme içine giren klavye, fare, RAM gibi diğer şeyleri bulacaksınız.

Web sitesi: http://labs.google.com/sets

Google Local: Bu özellik Amerika Birleşik Devletleri sınırları dışında yaşamayanlar için çok faydalı olmasa da, buraya gezi yapmayı düşünenlerin işine yarayabilir. Bu parlak fikrin ileride dünyanın tüm belli başlı şehirlerine uygulanacağını umuyoruz. Konuma göre arama özelliği sayesinde, yazacağınız arama sözcüklerine denk düşen yanıtların yanı sıra birlikte harita üzerindeki konumlar da ekrana getirilecek, örneğin New York’ta bir Pizza Hut şubesi arıyorsanız, tek yapmanız gereken “Pizza Hut, New York” yazmak. Böylelikle karşınıza şehirdeki tüm Pizza Hut şubeleri, haritada işaretlenmiş olarak getiriliyor. Dahası, harita yerine bir uydu görüntüsü ya da harita üzerine uydu görüntüsü seçenekleri de mevcut.

Web sitesi: ,http://local.google.com

Google Ride Finder: Bu özellik de sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayanlar ve birkaç metro hattı için geçerli Google Ride Finder, bazı bölgelere taksi, özel limuzin servisi ya da başka ulaşım araçları olup olmadığını görmenizi sağlıyor. Bilgi sürekli güncellendiği için, 5 dakikalık gecikmeleri dahi öğrenebiliyorsunuz. İlerde dünyanın her köşesinden insanlar için çok faydalı olabilecek bu özellik, teknolojinin gidişatını göstermesi bakımından başarılı.

Web sitesi: http://labs.google.com/ride-finder

Site Flavored Search: Bu, özel bir konuya yönelik sitesi ya da blog’u olan web yöneticileri için ideal bir araç. Sitesinde konuya özgü arama seçeneği eklemek isteyenler, Google’ın “Site Flavored Search” adlı özelliğinden faydalanabiliyorlar. Tek yapılması gereken, o sitenin konusunu belirtmek. Bunun üzerine Google, web sitesine yerleştirilebilecek bir arama kutusu ve özel bir kod veriyor. Bu arama kutusu herhangi bir şeyi aramak için de kullanılabilir ama gelen yanıtlar sitenin konusuyla alakalı olacaktır.

Web sitesi:http://www.google.com/ services/sitef lavored.html

Özelleştirme Seçenekleri ;

Google kişisel açılış sayfası: Birçok insan farklı sebeplerden ötürü Google sitesini açılış sayfası olarak kullanıyor. Bazılarının interneti birincil kullanım amacı araştırma yapmak, bazılarıysa açılışta hemen açılan bir sayfa istemekte. Sizin de amacınız bunlardan biriyse, aradığınız tüm bilgiye daha açılış sırasında erişmenizi sağlayan Google Personalized Homepage (kişisel açılış sayfası) özelliğinden faydalanabilirsiniz. Add Content (içerik ekle) bağlantısını kullanarak bilinen haber sitelerinden veya Google’ın kendi Google Nevvs hizmetinden haber bağlantısı ekleyebilirsiniz. Eklenebilecek diğer bilgiler arasında Gmail posta kutusu, hava durumu raporları, hisse senedi fiyatları vb. bulunuyor. Sayfayı kendi isteğinize uydurmanızı sağlayan daha birçok kişiselleştirme seçeneğine ulaşabilirsiniz.

Web sitesi: www.google.com/ig

Kişisel arama: Daha önce ziyaret ettiğiniz bir siteyi bulmak istiyorsanız tarayıcınızın tarihçe özelliği işe yarayabilir. Ama bazen bunun samanlıkta iğne aramaktan farkı yoktur. Google’ın kişiselleştirilmiş araması işte burada öne çıkıyor. Üzerine tıkladığınız sonuçları ve arama tarihçenizi ekrana getiren site, daha önce sık kullanılanlara eklemediğiniz bir sayfayı bulmayı çocuk oyuncağına dönüştürüyor.

Web sitesi: http://www.google.com/searchhistory

Google Web / Haber alarmı: Bu uygulamanın haber bültenlerine abone olmaktan bir farkı yok; sadece kapsamı daha geniş, web alarmları, belirttiğiniz başlıklarla alakalı web sitelerinde ya da sayfalarında gerçekleşen güncellemeleri haber veriyor. Söz gelimi, eğer piyasaya bir ürün çıkardıysanız ve hangi VVeb sitelerinin bundan bahsettiğini bilmek istiyorsanız, tüm yapmanız gereken arama ölçütlerine bunu girmek. Her gün Gmail hesabınıza konuyla ilgili bir liste gönderiliyor. Aynı şekilde, günlük güncellemeleri görmek istediğiniz herhangi bir konuyla ilgili haberleri de görebilirsiniz.

Web sitesi: www.google.com/alerts

Bütünleştirme imkanları
Google Desktop 2: Eğer bilgisayarınız internete sürekli bağlıysa, Google Desk-top çok işinize yarayabilir. Birçok işlev sunan bölmelerle donatılmış bu program, bir yan çubuk olarak görev yapıyor. Bu bölmeleri dilediğiniz gibi ekleyip çıkartabiliyorsunuz. Haber akışları, hava durumu raporları, piyasa haberleri vb. konularda bilgi toplayan bileşenlerin yanı sıra, ünlü Google Desktop Search motoru da eklenmiş. Eğer isterseniz, gelen e-postalardan haberdar edilmenizi sağlayacak bir pencere ayırabilirsiniz. İşlerinizi düzene koymanız için bir not defteri ve yapılacaklar listesi de mevcut.

Web sitesi: http://desktop.google.com

Deskbar: Web’de arama yapmanın en hızlı yolu olan Google Deskbar, görev çubuğuna bir arama kutusu ekleyerek, Google’a ulaşmak için tarayıcı açma zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Arama sonuçları bir açılır pencerede gösteriliyor ve isterseniz bu küçük pencereden devam edebiliyor, isterseniz de bağlantılara tıklayarak tarayıcıda görüntülenmesini sağlayabiliyorsunuz. Bu, özellikle Google’dan vazgeçemeyen kullanıcılar için büyük bir vakit tasarrufu anlamına geliyor.

Web sitesi: http://toolbar.google.com/deskbar

Firefox eklentileri: Mozilla Firefox ortaya çıkışından kısa süre sonra birçok kullanıcının tercihi oldu ve bu gerçek, Google’ın gözünden kaçmadı. Firefox’un varsayılan açılış sayfası ve tarayıcısı olarak zaten Google belirlenmişti ama Google arama çubuğu, varsayılan
arama seçeneğini ve ana sayfanızı değiştirmeden de Google’a erişmenize izin veriyor. Eğer bu hoşunuza gitmediyse, Firefox arama çubuğu yerine Google Suggest’i kullanmayı deneyebilirsiniz.

Web sitesi: http://toolbar.google.com/firefox/extensions

Web Accelerator: Eğer geniş bant internet bağlantınız varsa ve web sayfalarının yüklenme hızından şikayetçiyseniz bir de Google Web Accelerator’ı deneyin. Yazılım, tüm web isteklerini Google’ın devasa önbellek sunucuları üzerinden gönderiyor. Yanıtlar da bilgisayarınıza sıkıştırılmış halde ulaştığından, sörf hızınızda fark edilir bir hızlanma yaşayacaksınız. Bizim ilginç bulduğumuz, bu hizmetin daha çok geniş bant bağlantıya sahip olan kullanıcılar için geçerli olması.

Web sitesi: http://webaccelerator.google.com

Eğitim kaynakları ;
Google Scholar: Genellikle araştırmanız için güvenilir kaynaklara ihtiyaç duyduğunuzda, neye güvenip güvenemeyeceginizi bilemezsiniz. Bir konu üzerine akademik tez ya da okul ödevi hazırlayan biri için internetten güvenilir kaynak bulmak başlı başına bir sorun olabilir. İşte Google Scholar bu konuda çözüm sunmayı hedefliyor. Aklınıza gelen hemen her konuda akademik literatüre dair büyük bir kitaplığı tarayabilirsiniz. Sınıfın dört duvarı arasında öğretilenlerden daha fazlasını arayanlar için eşi bulunmaz bir kaynak.

Web sitesi: http://scholar.google.com

Google Maps: Goğrafyam zayıf demeyin artık. Google Earth gibi programlar bedava indirilebiliyor ve dünyadaki herhangi bir konuma bakmak, üzerine haritadan fareyle tıklamak kadar basit. Çok büyüleyici de olsa, Google Earth’te konum isimlerini okumak biraz güç ve işe yarar bir harita elde etmek de zahmet gerektiriyor. İşte bu durumda Google Maps imdadınıza koşuyor. Konumları ister harita, ister uydu görüntüsü ya da ikisinin bir birleşimi halinde görmenize izin veren yazılım, bir yeri bulmanın en kolay yolu. Bu hizmet daha çok Kuzey Amerika’yı kapsasa da, tüm dünyanın Google Maps’ten faydalanması bir an meselesi.

Web sitesi: http://maps.google.com
Google Glossary: Bu aslında ayrı bir bölüm değil, ana arama motoruna eklenmiş bir hizmet. Bir terimin tanımlarını öğrenmek istiyorsanız daha kolay bir yol mevcut değil. Tüm yapmanız gereken arama motoruna “defineözcük” yazmak. “Sözcük” yerine aradığınız her neyse onu yazmalısınız, örneğin “define:monitor” yazarsanız, Google hem bu sözcüğün anlamını hem de alakalı sitelerin bir listesini getirecektir. Bu, özellikle de ödevine küçük bir sözlük eklemeyi düşünenler için yararlı olabilir.

Web sitesi: http://www.google.com

Written by admin in: Teknik Bilgi İçeren Yazılar |
Eki
22
2008
0

ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

Bu yazıyı bizimle paylaşan Mehmet ÖZLÜ’ye teşekkürlerimizi sunuyoruz.

ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

 1 - BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ

 2 - DAHA GENCİZ.

 3 - ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.

 4 - ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.

 5 - EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.

 6 - ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.

 7 - BİR ŞEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.

 8 - BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.

 9 - FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.

 10 - CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ. (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)

 11 - BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.

 12 - AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR.

 ŞEYTAN VE DOSTLARI

Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.

Açılış konuşmasında demiş ki:

Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur’an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi  ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.

Allah ile bir kere  bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi  ile bağlantı kuramasınlar. .

Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?

Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..’

Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!

Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır. Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:

Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde,  kafe’lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombardımanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını, junk maillerle, sipariş  katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve  boş umutlarla doldur! Gazete ve TV’leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, erkekler  bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardı r!

Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!

Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar dostluklarını ve  dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacakları na, Allah’a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler.   Sence bu plan başarılı mı?

Written by admin in: Sizden Gelenler |
Eki
22
2008
0

TÜRKSAT Uydu Frekans Listesi

Kaynak: gozdeforum.com

Written by admin in: Teknik Bilgi İçeren Yazılar |
Eki
21
2008
0

TELEKOM PROTESTO

 

TELEKOM PROTESTO
 
1 KASIM 2008 GÜNÜ SABİT TELEFONLARI SUSTURUYORUZ.
 
BU DEMOKRATİK HAKKIMIZI KULLANARAK BİZİ SOYANLARA EN AZINDAN BİR GÜN BİLE OLSA DUR DİYORUZ.
BU POSTAYI BÜTÜN TANDIKLARIMIZA GÖNDERELİM
UNUTMAMAMIZ İÇİN TEKRAR BİLE GÖNDEREBİLİRİZ.
TÜKETİCİ KORUMA DERNEKLERİNİN ÖNCÜLÜĞÜNDE 1 KASIMDA SABİT TELEFONLARLA GÖRÜŞME YAPMIYORUZ.
BİR GÜNLÜK BU PROTESTO TELEKOMA OLDUKÇA AĞIR BİR  CEZA OLACAK.
BU POSTAYI BİR BAŞKA KİŞİYE GÖNDERMENİZ SADECE 2 DAKİKANIZI ALIR.
VE BU 2 DAKİKA BİZLERE ÇOK ŞEY KAZANDIRIR.
ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER.

 

Bir ev telefonundan 3.90 YTL lik görüşme yapılıyor. Telefon faturasının TOPLAM tutarı 19.25 YTL oy oy oy bu ne. Bu ne biliyor musunuz? Kış uykusuna pardon kış uykusuna değil koyun uykusuna yatırıldığımızın aslında yattığımızın resmidir. 
Sabit ücret: 10,43 Ytl.. bu rakam her konuşsanda konuşmasanda faturana yansıtılıyor…

 

Kdv matrahı : 14.54 bu ne anlam taşıyor vallahi billahi bilmiyorum. 
Katma Değer Vergisi : 2.62 üsteki kdv ile alttaki sanki aynı biri diğerinin kısaltılmış hali. Neden ikisi de kısaltılmış olarak yazılmamış. Yada ikisi de uzun hali ile yazılmamış 
Özel iletişim vergisi : 2.18 
——————————————————– 
Toplam uyuma Parası : 19.25 Aslında Telekom Panikte. Çünkü vatandaş uyanıyor. Sabit telefonlar birer birer iptal ediliyor. Bu nedenle reklâmlara başlamış Telekom. Ama yılda 2 milyar dolar kar yapıyormuş Telekom. ………………

 
Şimdi ünlü komedyen standalp uzmanı bu özelliğini halkı kandırmak için kullanıyor. CEM YILMAZ bu işten iyi para kazanmışa benziyor. 

 

(YENİ NUMARASI 11811) 
Kontrol ettik, 118 den bilinmeyen 
bir numaranin ögrenilmesi icin en az 60 saniye gerekiyor. Yani 8 
kontor. Baska bir deyisle eski parayla dörtmilyonücyüzyirmibin TL. 
Bir numara ögrenmek için Lübnanli sirkete bu kadar para 
ödüyorsunuz. Türk Telekom Soygunu 118 ve 133 e dikkat !.. 

Turkçede buna resmen soygun hatta dolandiricilik denir. Özel Türk Telekom Servisleri Servis Numarasi ve kontur fiyatlarini okuyun da milletin nasil gizlice soyuldugunu gorun . 

Bu numaralar 110, 112, 121, 122, 123, 124, 126, 154, 155, 156, 158′ ‘i ararsaniz ücretsiz 113, 153, 163, 166, 169, 174, 175, 176, 179, 180, 181′ ‘i ararsaniz 60 saniyede atacak bir kontur icin icin 72.000TL .. 

185, 186, 187, 188, 189, 114, 117, 119, 130, 170, 171, 172, 173, 178, 182, 183, 184′ ‘u ararsaniz,15 saniye icin 288.000 TL. 

Simdi SIKI durun !.. 118′ ‘i ararsaniz 8 saniyede bir atacak kontur icin tam 540,000 TL, v! e 133′ ‘ u ararsaniz 3.6 saniyede atacak bir kontur icin 1.200.000 TL, 
Dikkat ederseniz bilinmeyen numaralari aradiginizda dakikalarca 
bekletirler. Sürekli olarak banttan ‘ hatlarimiz dolu bekleyin’ 
talimati verirler. Buna resmen dolandiricilik denir.. Turkiye”de 
bilinmeyen numaralari sormanin bu kadar pahali oldugunu Kim 
biliyor? Insanlarin bilgilenmek icin kullandiklari ve dunyanin her 
yerinde bedava olan bu kamu yararina hatlarin fahis fiyatlarda 
olmasi talimatini kim verdi?.Bu yazidan sonra hala bilinmeyen 
numaralari aramak istiyorsaniz cebinize dikkat edin.

 

 Siz hala ’ALO’ diyebiliyor musunuz..? EKONOMIST dergisinde yayinlanan 
bilgilere göre Ev Telefonlarini Kapatma Zamani geldi. Türk Telekom’un konusma ücreti/dakika 81.400 TL. oldu. GSM sirketlerinde bu rakam neredeyse benzer. 99.846 TL. Evden Cebi ariyorsaniz ödeyeceginiz 407.000 TL . Oysa GSM’den evi ararsaniz dakikasi 297.521 TL. Yeni patron getirdigi ‘Milli Güvenlik riski’ yaninda Türk Milletini de ‘APTAL’ yerine koyuyor anlasilan. 

LÜTFEN PROTESTO EDİN. BU MESAJI OLABİLDİĞİNCE YAYARAK YENİ FİYAT POLİTİKASININ DA BİLİNMESİNİ SAĞLAYIN…
Written by admin in: Kategorilenmemiş |
Eki
20
2008
0

Günün Yazısı-Bor Madenleri Satılıyor mu ?

BOR MADENLERİ SATILIYOR MU ?

 

Birol Ertan

 

 

Türkiye, parça parça satılıyor. Babalar gibi satarım diyerek Bakanlık koltuklarında oturmaya devam edenlerin, ülkeyi pazarlamak misyonu ile Başbakan olanların, İngiliz vatandaşı Ekonomiden sorumlu Bakanların gidecekleri bir ülkeleri var. Peki, Türk insanının gideceği bir yer var mı ?

 

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nden bir mail aldım. Sıkı durun, koltuğunuza ya da bilgisayarınıza sıkı sıkıya yapışın ve yavaş yavaş okuyun.

Türkiye satılıyor değil, satılmış da haberimiz yokmuş.

Türk Telekom’u, Arap’lar almış. Telsim İngiliz’e teslim olmuş. Kuşadası Limani Israilli’ninmiş. İzmir Limanı artık Hong Konglu’nun malı. Araç muayene işini de Almanlar kapmış. Bitmedi devam ediyor. 

Başak Sigorta Fransız’a satılmış. Adabank’ı Kuveytli kapmış. İnanmazsanız inanmayın ama, İETT Garaji Dubaili’nin artık. Avea Lübnanlı’ya gitmiş. Zavallı Petkim ise Ermeni’ye teslim olmuş. (Kazak’a sattık demişler, Kazağı  çıkarıp atmışlar, Ermeniye verildiği ortaya çıkmış). Bitti mi sanıyorsunuz.  

Rakı, aslan sütü, Amerikalı’nin olmuş. Türk rakısı yok artık, Amerikan rakısı içeceksiniz. Finansbank, Yunanlıya paketlenmiş. Oyakbank’ı Hollandalı iç etmiş. Denizbank da Belçikalı’ya gitmiş. Türkiye Finans, Kuveytli’ye emanet. TEB Fransız’ın malı artık. Cbank Israilli. MNG Bank Lübnanlı. Alternatif Bank Yunanlı. Dışbank Hollandalı. Şekerbank Kazak. Yapı Kredi’nin yarısı İtalyan. Ülke parsel parsel satılmış, Türke bir şey kalmamış. Bitti sanmayın. Devam edelim. 

Türkcell’in yarısı Finli ve Rus’un olmuş. Beymen’in  ve Garanti’nin yarısı Amerikalı olmuş. Enerjisa’nın yarısını Avusturyalı almış. Eczacıbaşı İlaç’ı Çekler kapmış. İzocam Fransız bayrağı çekmiş. TGRT(Fox) artık Amerikalı. Demirdöküm Alman olmuş. Döktas Fransız kalmış. Super FM Kanada havası çalıyor. Bunların hepsi Türk malıydı. Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’ne göre, bunların hepsi sadece 4.5 yil once Türk malıydı.

Şimdi sıra Etibank’a gelmiş. Bor madeni ve Etibank. Gerçek değeri 9 trilyon dolar olan ve bor işletme hakkına sahip tek kuruluş olan Etibank özelleştirilecek. Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Etibank’ın 40 milyon dolara özelleştirileceğini iddia ederek hepinizi bu konuya duyarlı olmaya çağırıyor.

Bor deyip de geçmeyin. Bakın Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ne diyor bakınız:  Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta. Arabayı bor madeniyle calışıtıracak patentli 600 proje varmış. Türkiye, dünya bor rezervinin yüzde 70`ine sahip ve uluslararası tröstler, Turkiye uyanmadan bu kaynağı ele geçirmeyi planlıyorlarmış.

Uyanın. Uyandığınızda belki ülkeniz satılmış olacak, ama yine de uyanın.

Written by admin in: Günün Yazısı |
Eki
20
2008
0

Ağlamazsanız şaşarım…

Bu yazıyı bizimle paylaşan Arif DÜZENLİ’ye teşekkürler…

Yaşlı kadın yatağından kalktı.  88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya  baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu.  Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı.  Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’ dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp  ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’ dedi.

Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır  doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. ‘Patlama be adam’ dedi. Nihayet taksiye binebildi. ‘Teyze hoş geldin’ dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. ‘Nereye gidiyoruz?’ Kadın kısa bir sessizliğin sonunda ‘Tüm bir gün beni taşırmısın?’ diye sordu. ‘Sana 500 lira veririm.’  Adam küçümser bir gülümseme ile, ‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.

 Kadın gülümsedi

‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’

‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’

‘Anıtkabir’e’

‘Anıtkabir’e mi?

‘Evet’

‘Tamam teyzeciğim’

‘Yaş kaç teyzeciğim?’

‘Seksen sekiz’

‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’

‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’

‘Haklısın teyzecim’

Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Şoför ‘Teyzeciğim geldik’ dedi. Dalgın görünen kadın ‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi. ‘Benimle gel’ Adam şaşırmıştı. ‘Tabii teyze’ dedi. Kuşkulu gözlerle ‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak ‘Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi

‘Hayır’

‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’

‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’

‘Ee o zaman’

‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan  mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.

‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’

‘Her ay geliyormusun?’

‘Evet’

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu.  Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. ‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’ Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra ‘Hadi gidelim’ dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. ‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.

Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra ‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı. 

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Bankaya’

Şoför  arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

‘Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?’

‘Sor bakalım evladım’

‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’

‘Uzun hikaye evladım’

‘Olsun be teyze anlat ne olur’

‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın’ dedi bana. Hemşire dedim. Oda ‘Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır’ dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’

‘Sen ne dedin peki?’

‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’

‘Peki olabildin mi Adalet Teyze?’

‘Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.’

‘Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze’

‘Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’

‘Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin’

‘Evet’

‘Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?’

 ’Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım’

‘Osman teyzeciğim’

‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’

‘Tamam teyzeciğim’

            Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. ‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

            ‘Hoş geldin Hakim Teyze’

            ‘Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.’

            ‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?’

            ‘Yok aksine hoşuma gitti. Sağol’

            ‘Nereye gidiyoruz?’

            ‘Seyranbağlarına’

            ‘Tabii’

            ‘Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen’

            ‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’

            ‘Ne iş  yapardı amca?’

            ‘Subaydı.’

            ‘Ne zaman vefat etti?’

            ‘1952′de’

            ‘Çok olmuş.Gençmiş’

            ‘Kore savaşında şehit oldu.’

            ‘Allah rahmet eylesin Hakim teyze’

            ‘ Sağol’

            ‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’

            ‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’

            ‘Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben’

            ‘Yok bekle burada’

            Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne yapar ki?’ diye düşündü. 

            Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın ‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.

Adalet hanım, buğulu gözlerle ‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın’ dedi. 
 
            Araba hareket etti.

            ‘Nereye Hakim Teyze?’

            ‘Hemen iki sokak öteye’

            Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.

            ‘Bekle beni’

            ‘Tabii Hakim Teyze’

            Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

‘İyi misin Hakim Teyze’

‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’

‘Nereye gidiyoruz?’

‘Cebeci Asri Mezarlığına’

‘Tamam’  

‘Teyze nerelisin sen?’

‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a Şükür Babam’da sağ salim döndü savaştan.’

‘Sonra ne oldu?’

‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..’

‘Çocuğunuz var mı?’

‘Bir kızım bir oğlum vardı.’

‘Neredeler şimdi?’

‘Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.’

‘Ne güzel’

‘1978′de Fransa’da  Ermeniler öldürdüler.’

‘Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani’

‘Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.’

‘Amin. Ya kızın?’

‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.’

‘Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma’

‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol’

‘Geldik Teyze’

‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.’

‘Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’

‘Yok beni alacaklar buradan’

‘Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 ‘yi  ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.’

‘Çocukların var mı?’

‘İki tane ellerinden öperler.’ Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

‘Adları nedir?’

‘Kemal ve Ayşe’

‘Oğlumun adı da Kemaldi.’

Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.’

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.

‘Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında  bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ’a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ’ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.’

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında ‘Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığı…

Written by admin in: Sizden Gelenler |
Eki
16
2008
0

İSTANBUL ANILARI (Megabayt Programı-STV)

Kent turizm yetkilileri yüzünden kağıt-kaleme devam ve karar : bir daha kullanma. Çünkü laptop kullanmaya izin vermiyor. Acaba hiç düşündüler mi, dizüstü bilgisayar niye var? Dizin durmak için ve diziniz neredeyse dizüstü bilgisayarınız orada durur. Laptoplar , işadamları , eğitimciler, yazarlar, diplomatlar otobüs veya uçakta iken bile teknolojiden mahrum kalmasın diye icat edilmişler. Ama kent çalışanı bunu bilmiyor herhalde ; yada bilgisayarı açmayı bile bilmeyen insanlar çekemediler o yüzden kapattırdılar.Neyse, çok canım sıkıldı. Bu bir yem olacak ama yakında. Sinirim yatıştığı zaman . şimdi duygusal olmak istemiyorum. Fazla yorum yapmayacağım .Neyse İstanbul’a dönelim. Öncelikle, banada hatırlatıcı olması açısından diye attım ki yazmadan duramayacağım - ben sinir oldum. Bu defa da şinekerimiş bardakta su verdi. Bunların hepsi kent’e gidecek Tabi ki laptop meseleside . ipek arabasına zarar vermeyen laptop , ya çok akıllı ya da kent’e gıcığı var.Niye Kent’e bindim ki!……off, neyse vardır bunda da bir hayır.Evet hatırlamam açışından , programımı aktarayım. Perşembe ( 1.Gün ) : - Cengiz Karacan ( Eyüp ) Funda Cılga - Superonlıne ( Levent ) Kaan Ezginer - Show ( Maslak ) Cuma ( 2.Gün ) - Nadide Sökmen - Microsoft ( Dikilitaş )Şirin Topyıldız - ÇEK ( Eyüp ) Önder - Arkadaş ( Beşiktaş ) Cumartesi ( 3.Gün ) - Yazıcıoğlu İş Mrk.Kitapcılar Çarşısı A.Altan Ekşioğlu - Meda ( Kadıköy ) Çağrı Çam - Arkadaş ( Üsküdar ) M.Nihat Karslı - Dost ( Üst Bostancı ) Pazar ( 4.Gün ) - M.Nihat Karslı ( Üst Bostancı )- Çağrı Çam ( Üsküdar )- Rhem ( Fethi Paşa Korusu )Pazartesi ( 5.Gün ) - A.Altan Ekşioğlu ( Kadıköy )- Samanyolu TV ( Büyük Çamlıca )İsmet Akyüz - Sürat ( Altunizade ) Salı ( 6.Gün ) - Pc LifeÖmer Savaş SayılarUğur ArtmerMustafa Eskici OğuzhanMusa SavaşÖnder Atilla Bey - DHA ( İkitelli ) Rhem ( Mecidiyeköy ) Çağrı Çam ( Yenibosna ) Çarşamba ( 7.Gün ) - İhsan Yener - Şampiyon (Üniversite )CD vb. alımı için ( Beyazıt ) Alfa Yayınevi - C.Akın Hakikat Dergisi ( Cağaloğlu ) Birsen ( ! ) Literatür ( İstiklal Caddesi ) Mega Center ( İstiklal Caddesi ) İnternet Cafe ( Taksim ) Mebro Esenler Doğubank Gülhane - Eminönü yürüyüş  Vayy be ! Amma da gezmişim. Gerçekten de müthiş verimli oldu. İstediğim noktaya 2 yıl sonra da olsa geliyor, ilerliyor kanayı esiyor galiba. DHA ve Birsen dışında herşey olumlu. Onları da Arçelik ver gitsin. İşin aslı DHA’dan çok şey beklemiyordum. Birsen’in de tuhaflığı baştan beri belli. O yüzden herşey mükemmel diyebiliriz. Hiç sakıncası yok bence. Mükemmel harikaydı.Görüşmeler hep ılımlı ve olumlu havada geçti. Hep çok güzeldi. Doğru yolda olduğum gerçeği ortaya çıktı.İstanbul’da ilk dakikalarım enteresandı. Kayseri’nin yarısını çantaya doldurmam, bana çok pahalıya mal oldu. Bir sürü çanta ,bir sürü eşya ile Esenler’de ortada kalmak kötü bir duygu. Neyse o günlerde geride kaldı. Ama ne var ki çok mazlum görünen hamal efendi benden 1 milyon aldı. Vay be dedim, gelip İstanbul’da hamal olmak varmış. Tekerlekli demir arabaya koy, al şurdan şuraya, at çabine 1 milyon lira parayı. Saflığım hemen ilk dk.lardan ortaya çıkmıştı. Ama, gün geçtikçe ben de kurt olmaya başlıyordum. Kurtluk benim de mizacım olmaya başlıyordu. Öyle ki göz kapaklarım bir yandan da sızlıyordu, 4 açılmaktan.Sonra bir kuzuluk daha. Bindim taksiye Rami’ye gideceğim dedim. Ne taraftan gidiyim sorusunu bilmem diye cevapladım, ve 4.750.000.-TL. tabii ki bu ücrete Rami meydanı ile Plevne Lisesi arasında atılmış olan 3 tur dahil. Taksiyle tur atmak, amma da zevkliymiş meğersem.Neyse, uzun mücadeleler sayesinde Cengiz abilerin evine kaldım.Aaaa, ben Kayseri’den gelişimden hiç bahsetmemişim. Durun önce onu anlatayım.11 Nisan’da girdiğim depresyon, ne yazık ki yamalarla kapatılamadı. Rahatsızlığım defalarca tekrarladı. İstanbul’a gideceğimden daha birgün öncesi bile tansiyonum düştü, yüzüm ve sinirlerim geriledi. Allah korusun birkaç kez daha tekrarlayacak olsa, başıma çok işler açabilirdi, işler bana çok soğuk, sıkıcı ve rahatsız verici hal almıştı. Öyle ki benimle ilgili problemi daha gidişimden bir gün önce halletmiştik. Düşünün hallettiğimiz gün bile tansiyonum düştü. O kafayla , o halle, o psikolojiyle Bakırköy’e gitmemem ciddi bir mucize olarak teahir etti. İşin aslı, Bakırköy çok güzel yani semt olarak, yanlış anlamayın. ))Benim Uzay’daki son konumum, en yakınım diye düşündüğüm insanların bana cephe almasına ve tavır değiştirmesine neden oldu. Öyle ki, üzerinde benim adım yazılı oda da, benim İstanbul otobüsüne yetişme konusunda acele ettiğim bir zamanda benimle adeta dalga geçildi.Tam gideceğim son saatte, çok sevdiğim bir dostum derse girmediği için en sevdiğim öğrencim tarafından Alim Bey’e şikayet edildim, olayın üzerine gelmiş olmam sayesinde problemi orada çözdüm. Bir yandan da eski patronum, yeni ortağıma laf anlatma çabalarımı sürdürdüm. Giderken bile oklar benim üzerime çevrilmiş idi. Offfff düşünmek bile iteş yapıyor. Bakın yine aynı; öğrenci , öğretmen, genel müdür ortasına beni almış görünümü ve bundan zarar veren bir Hakan Topuzoğlu.Ağzımdan dökülen ifade şuydu: keşke çıkabilseydim şu şehirden. Kurtulsaydım, kurtulsaydım.Kurtulmak üzere eve gittim. Eşyalarımı aldım. Tabii ki; annemin hazırlamış olduğu olduğu güzel yemekleri de. Sonra Alim Bey’i aradım. Sağolsun benim için hemen geldi Uzay’a uğradık , oradan laptop ve diğer eşyalarımı aldım. O sırada, kendi odamda sorgulanır vari sorularla muhatap oldum. Akşam grubu öğrencileri ile vedalaştım. Ve binadan çıktım, Alim Bey’in arabasına.Tam 22:00’da İpek Turizm özel terminaline varmıştık. Ha, bir de sevgili dostum Halil de yanımdaydı. Var ya can dostum Cıngıllıoğlu Halil, işte o özel terminal de kimle karşılaştık. Hayır bilemediniz. O da değil. Çık. Neyse ben söyleyeyim. Dilek hanım, Sevgili Halkla İlişkiler Müdürem. Bu gezinin belki de Dilek Hanım’la ve Sevgili gelini ile çıkıyor olmamızdı galiba. Yol boyunca sohbet ettik ona, ben üldükten ya da meşhur olduktan sonra Yasemin’in Penceresinde söyleyebileceği sırlar verdim. Onunla paylaşmak gerçekten de güzel bilgiyi ve de sevgiyi .Evet, cengiz abiyilere gelmiştik araya birkaç saniye reklam girdik. Şimdi haberler.Cengiz Abinin evinde kimse yoktu. Öyle ya herkes çalışıyor. Olmamak en doğal hakları. Neyse orada ben aklımı kullandım Allah’tan. Önce kapıyı başka bir komşuya açtırdım. Oradaki çocuklardan taş istedim. Eşyaları içeri aldım. Kapıyı kapattım. Sonra en önemlileri toparlayıp, onları aşağıda bıraktım. Diğerlerini de Cengiz Abi’nin kapısının önüne.Sonra ver elini Superonlıne’dan önce Vezneci’ler. Bu arada bir gerçeği farkettim. Cengiz Abi’nin evi çok kolay yerdeymiş. Ama ben farkedememişim. Bu bir itiraftır. Yer bulma konusunda kabiliyetsiz adamın biriyim. Ama İstanbul bu kabiliyetsizliği azaltıyor. Sıkıysa azalmasın.)Vezneciler’de indim ve o mıntıkayı tanımak üzere yürümeye başladım. Belediyenin önündeki güzel parkta durdum ve çantamda yer alan yiyecekleri yemeye koyuldum. Orada da zekamı kullamdım ve ağaçlar tarafından korunmuş bir bank seçtim. Mübarek kuplam kalmayı becermiş, aferin ona.Yemeğin bir kısmını kedilere verdim. İnsan dayanamıyor işte, Hayvanları Koruma Derneği eski II.Başkanı olunca 2 kedi de oradan geçindi bakalım. Helal olsun, işte gördüm ki rızkı veren Allah, bir kediyi, hatta 2 kediyi bile benim orlacılımda doyuruyor, aç bırakmıyor. Çok anlamlı değil mi?Aradan Laleli’ye , Laleli’den Eminönü’ye geçerek Levent otobüslerine ulaştım. Ve oradan da Yapı Kredi Plaza - Superonline Abii, plaza olayı harika bir olay. Kocaman binalar, insan kendini tuhaf hissediyor, artık alıştım ama, yine de güzel bir olay. Kimlik bırakıyorsun falan. En ilginç olay ise kimliğin üzerindeki sayısal kodlar kapı açıyor. Hiçbir çıkıntı vs. yok ama oluyor, çok tuhaf yani. Mükemmel tuhaf.Funda Hanım’la nihayet görüşebiliyorduk. Superonline World Clup hesabına çalışmalar yürütmem konusunda prensip görüşmeyi yaptık. Belki yakın bir gelecekte Clup Kayseri Şube Bşk. Bilem olurum. Haydi hayırlısı.Orada tek problem, benim dürüstlüğüm oldu. Geçen yıl yazdığım yazıyı gösterdim. Funda Hanım, biraz alınacak gibi oldu ama olmasın, geçen yıl problem vardı çünkü. Ama bu yıl yok. Bu yıl aferin Superonline’….;)))Ve ve ve Show TV Levent - Maslak arası çok yakınmış Allah’tan. Ama Show TV beklenildiği gibi değil. Sade ve kendi halinde. Orada bir farkla Kaan Ezginer var. Showtv. net’ten Sorumlu sahış. Benimde internet konusunda devamlı görüştüğüm insan. Gerçekten de benimle çok iyi ilgilendi. Serverların olduğu yere girdim. Türker Sezgin ile de tanıştım. Çok mütevazi insanlar. Stüdyoların olduğu yeri gördüm. Allah o stüdyolara girmeyi de nasip eder umarım, birgün.Bu arada Reha Muhtar’dan tık çıkmadı. Tık çıkana kadar uğraşmaya devam. Başka yolu yok, ne yapabilirim ki!? Döner dönmez aaa Reha Muhtar’ın e-mail adresi, ICS numarası ve web sayfası yokmuş başlıklı bir yazı yazacağım. Ve ona fakslayacağım. Belki Hakkı Abi, bu yazımı da sever, dergide yer verir. Bakıyım o zaman n’apacak , beni çağırma konusunda ısrar ederse başka yazılar da arkadan gelir, haberi olsun.Kaan Ezginer ile Teknik Sayfa Editerliği konusunda anlaşmaya vardık. Tam benim tarzımda bir idareci. Yönlerdirir görevlendirir, sorumluluk yükler, zamanı taleb edilenden uzun verir ve problem istemez, sonuç peşindedir. Süreci destekler ama asıl ilgilendiği sonuçtur.Saatin geç olduğu gerçeğinden dolayı otobüse binip Vezneciler’e yönelmeye karar verdim. Aşırı verimli, olmadı günüm ama alınan sonuçlar gayet güzeldi denebilir.Ve 2. GünAllah kimseyi “İnternet”siz bırakmasın. Amin. Valla , ne, kadar zormuş İnternetsiz olmak. Neyse ki İnternet cafeler var. Eski çağlarda acaba ne yaparlarmış atalarımız İnternet olmadan ama şu gerçeği hatırlarsak bir şey yapmadıklarını anlarız. İnsan sadece sahip olduğunun, eksikliğini hisseder. Sahip olmadıysa, görmediyse, bilmiyorsa, hiç problem yoktur. İşte bu yüzden doğuştan kör olanlar, sonradan gözünü kaybedenlere göre daha zor durumdadır.Cuma çok güzel oldu. Şirin Topyıldız ile tanıştık. Eyüp çocuk yuvası’nın herşeyi e-mail sayesinde birbirimizin farkında olmuştuk. Müthiş dökümanları bana gönderdi, tabii ki sadece bana değil listedeki herkese. Bir nevi amme hizmeti. Çok hoşuma gittiği için ben de e-mail atmıştım, bu güzelliklerin sahibinin sesini duymak istiyorum diye. O da sağolsun aramıştı.Gerçekten müthiş bir insan Şirin Ablam Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki insanlara tam anlamıyla ablalık yapıyor. Öyle ki kurmuş oldukları dernek, mali açıdan iyi durumdaymış ve hatta Kayseri ÇEK’e bile et göndermişler. Helal olsun ablam dedim içimden.Görüşmemizin daha başlarında iken Cuma Namazını kılmaya hazırlık için müsaade istedim. Aslında Eyüp Cami’ye gidecektim ama Eyüp’ün özelliğinden dolayı herhangi bir camide de kılsam olur düşüncesiyle içinde türbe bulunan bir camiye girdim. Manevi hava gerçekten müthişdi.Eyüp tam Osmanlı’yı hatırlatıyor. Neydi o günlerimiz dedim, içimden. Fesli birilerini bile gördüm. Enteresan bir mevki.Cuma’dan sonra çocuklara ne alsam diye düşünmek üzere Kayseri sucuk ve pastırması bulunur diye bir yere girdim. Belki Kayseri’lidir diye sordum, orada çalışna birine Ooo ne gezer? Adam Kayseri’li değil ama Eyüp’ün ortasında müthis iş yapıyor. Neyse, hepimiz bu memleketin insanıyız. Ayrıma, gayrıma gerek yok bakalım. Allah adamın işini rastgetirsin. Oradan bir kutu sakız alıp, çıktım. Ve tekrar Şirin Hanım’ın yanına. Birlikte yuvayı gezdik. Müdür Bey’le tanıştık. İnsanın bir yandan yüreği sızlıyor, diğer yandan da iyi ki diyor, böyle iyi insanların elindeler.Şirin Hanım’la üzerine de biraz konuştuktan sonra, ve son yazdığım yazıları da kendisine disketle verdim. Bilgisayarında gerekli önlemler alındığı için disketimde virüs olmadığı gerçeği ortaya çıktı. Sınavı alnımızın akıyla geçtik. Ya Rabbi Şükür!…Şirin Topyıldız’ın iki sözü beni müthiş etk,iledi. Birincisi ;*Bir yazıyı, şiiri vb. şeyi başkasına verdiysen artık o senin özelinden çıkmıştır. Evet, verdiğim yazılar benim değildi artık ama bunları güzel kalpli bir insanla paylaştığım için, benim diyememek beni hiç üzmemişti .İkincisi ise;hep ben ve benim çalışmalarım hakkında konuştuktan sonra sohbetin yönünü Şirin Hanım’a doğru çevirdim. Ve önce, çok tatlı bir kızı olduğunu öğrendim. Aslında önceden de biliyordum. Çünkü; Şirin Hanım kızına benim hikayelerimi okuduğunu söylemişti. İş konusunda ne düşündüğünü sorunca, tarihe geçecek bir cevap verdi;*Burada yapacağımı yaptım. 11 yıldır buradayım. Bir insan, çalıştığı yerde yapabileceği her şeyi yaptıysa o yere daha fazlasını yapacak birinin gelmesi gerek diye düşünüyorum. Bakalım ne iş olur, bilmiyorum. Belki de sizin menejerliğinizi yaparım.Allah, o günleri de gösterir mi acaba? Dilek Hanım’la birlikte müthiş bir ikili olurlar. Dilek Hanım’ın da, Şirin Hanım’ın da kalbi çok güzel. Olamasalar, olmasalar bile düşünmek de yetiyor .. bana.Vedalaştıktan sonra, Microsoft’a doğru yola koyuldum. Yalnız, randevum 18:00’da olduğu için önce biraz Sirkeci - Eminönü taraflarında oyalanmaya karar verdim. Sevgili Ağabeyim Erdal Babataş’a uğradım. Doğubank’ı gezdim, ardından Eminönü’nden otobüse binip ver elini Levent dedim.Dedim ama bu arada trafik müthiş sıkışık haldeydi. Öyle ki ; yürüyerek giden bir vatandaşla uzun süre aynı hizada gittik. Hatta bazen , o bizi geçti bile.Trafiği hesaplayamamdan dolayı saat 18:30’da caddenin üzerine gelmiştim. Hemen Microsoft’un İş Geliştirme Bölge Müdürü, Saygıdeğer insan Nadide Sökmen ile görüşmek üzere Barbaros Plaza’ya girdim. Öyle ki kimlik bile istemediler. Saat yaklaşık 19:00 olmasına rağmen, Plaza’ya rahatça girmiş idim.Nadide Hanım ile çok hoş geçen sohbet sırasında Kayseri için ne yapılabilir sorusuna cevap aradık. Bu arada çok sevindirici bir gelişme meydana geldi. Nadide Hanım, benim eğitimci kimliğimden dolayı Windows 2000 Seminerine katılma imkanı vereceğini söyledi. Ayrıca yakında Kayseri’ye geliyor.23 Mayıs’ta Kayseri’de olmayı planlayan Nadide Sökmen’i aynı zamanda televizyonda da ağırlamanın mutluğunu yaşayacağız.Ha bu arada Windows 2000 ile ilgili dökümanların içinde bulunduğu dosya ile birlikte bir de kupa hediye etti. Microsoftsuz bir hayat olamaz. Kimse bunu değiştirmeye çalışmasın. Ya da ciddi bir şeyler yapsın.Microsoft ailesinden biriymiş gibi koridorlarda dolaşmak gerçekten de sevindirici. Öyle ki mutfaktan bile Sprite’ımı kendim aldım. Aferin Microsoft’a çalışanlarına iyi bakıyor. Microsoft çalışşanları ve misafirleri canları ne isterse içebiliyor. Gazoz bile yer alıyor dolapta. Kent ve İpek’te olduğu gibi çay, neskafe ve kolaya mahkum değilsiniz. Ne tuhaf Cappucino bile yok otobüslerde. Amann, neyse iyi şeylerden bahsedelim.Mesela Microsoft gibi, Nadide Sökmen Hanım ile ümit ediyorum ki Bilişim sektörü adına güzel çalışmalarımız olacak. Bu arada tester da oldum galiba. Toplantının verimli olanı kısa olanıdır. Saatlerce konuşmadık ama çok kısa süre içinde verimli geçen bir vaktimiz oldu, ileri dönük güzel çalışmaları planlamış olduk.Microsoft’tan çıkınca cadde üzerinde bir yerde sevgili dostum, ilkokul arkadaşım Önder ile buluştuk. Birlikte yürüyerek Beşiktaş’a rıhtıma geldik. Denizi ve çevreyi seyrederek kahve içtik. Amma büyük zevk bu ya. Anlatılamaz, yaşanır. Müthiş, harika, mükemmel. Tüm yorgunluğu atıyor insan.Sonra Topkapı üzerinden Rami yeniden.Ve 3.gün , CumartesiKıymetli dost A.Altan Ekşioğlu ile görüşmek üzere Kadıköy’e geçtim. Aman Allah’ım ne kadar rahat bulunacak yerdeymiş de geçen gelişimde ben bulamamışım. Git kitapçılar çarşısından, Seray ve Bellona’yı gör. Tamam, işte Meda Yayınları karşında.Ahmet A.Hocam, sağolsun epey uğraşıyor benim kitaplar için. Kadıköy’de bazı kitapevlerinde kitabım boy gösteriyorsa O’nun sayesinde.Tek derdi bana destek olmak. Oluyor da; teşekkürler Ahmet Altan Hocam. Ayrıca Türkiye genelinde genelinde 300.000 ferdi olan Ekşioğlu ailesinin kurduğu vakfın dergisinde de Bilgisayar köşesi yazacağım. O konuda da destek olacak.Ve skandal Pover Mac 4400’lerde modem yok. Enteresan bir olay kaç aydır internet bağlamaya çalıştığımız bilgisayarın modemi olmadığını öğrendik. O yüzden modemlendikten sonra o işlemleri yaparız diye ertelemek zorunda kaldık. Üsküdar’a, saygıdeğer dostum, dersane arkadaşım Çağrı ÇAM’ı görmek üzere geçtim. Güzel yermiş velhasılı. Sakin ve harika.Onunla biraz zaman geçirdikten sonra Üst Bostancıya geçmek için Kayseri’de kaderin tecellisi olarak tanıştığım Av. M.Nihat Karslı ağabey’e telefon açtım. O bana Küçükbakkalköy demiş, ben Büyükbakkalköy anlamışım. Ve sonuçta değişik bir yerde indiğim ortaya çıktı.Neyse ki; yanlış indiğim yerden dolmuşa binip, biraz da yürüdükten sonra muhteşem kavuşma gerçekleşti. Nihat Abimin eşi İfakat Hocam Maltepe Üniversitesi’nde öğretim Görevlisi oldu. Kıymeti anlaşılmadı iyi ki Kayseri’de, adam yemekle ünlü bir kursun yetkilileri. Ona da kazık atmış iyi ki, ne güzel etmiş. Yoksa; belki İfakat Hocam’da rahatını bırakıp, risklerle dolu yeni bir hayata geçmek istemeyebilirdi. Müthiş bir azmi var ama Kayseri’de bu anlaşılamadı. Şimdi o çok mutlu. Yaptığı çalışmaların kıymeti biliniyor. Tebrik ediliyor, ödüllendiriliyor. Tek sıkıntısı Mustafa Nihat Ağabeyin Kayseri’de olması. Kayseri, Kayseriliğine devam ederse O da fazla kalmayacak galiba. Kayseri için kayıp ama bunu Kayseri’dekiler istedi.Saygıdeğer Hocam Mehmet Altıner’in odasında gördüğüm şu yazı çok şey anlatıyor.“ İlim , kıymeti bilinmeyen yerden göç eder”İlim ve İlim adamı çok nazlıdır. Nazı güdülmezse, kendine başka sevgililer arar. Ht. Bu da benden olsun.Aylardır özlemekte idim, sohbet etmeyi. Hasret giderdik. Saat 21:30 olmuştu ki ben gitmek için doğruldum. Nihat Abi dur dedi. Ben sağol dedim. Sonra İfakat hocam eve varmamın gece 1’i bulacağını söyleyince, benim onları rahatsızlık etmek bir yana, mutluluk vereceğimi belirtmesi üzerine kaldım. Zaten madden ve manen müthiş rahat bir verdi.Bu arada uğur ile tanıştık. Bilgisayarına baktım. Mail kontrolu yaptım. ICS’ye bilem girdim. Vay be, bilgisayar ve İnternet. Onlarsız hayat çok banal geliyor bana.Ve 4.gün Pazar Uyuduk, uyandık, güllere boyandık. Müthiş uyumuşum ama, çok iyi dinlendim. Güzel bir Pazar sabahı idi. Çantamda duran, canım annemin yaptığı katmerleri çıkardım, onlarda Kayseri katmeri hasretlerini gidermiş oldular. Ben de Kayserilice hasretimi sevgili arkadaşım Uğur’un güzel mimikleri eşliğinde gidermiş oldum.En güzeli de; yalnız olmadığını bilmek.Yine Üsküdar’da Çağrı ile buluştuk. Ve Fethi Paşa Korusu’na gitmek için plan yaptık. Ama önce Çağrı’nın staj yaptığı Doğuş Üniversitesi’ne gittik. O ne güzel bir yer öyle. Müthiş yavv. Gerçekten de harika bir yer. Ama en güzeli de, görme özürlüler arasındaki satranç müsabakası. Bu arada Türkiye 1. Ve 2.’sini de gördüm. Bir de gerçek bir yüzme havuzu . : )) Bir de yüzme öğrenirsem tamam. Hocam hazır aslında. Ama öğrencide iş yok galiba.Fethi Paşa Korusu’na gitmek üzere yola koyulduk. Genelde Talas Belediyesinin yaptığı saçmalığı Üsküdar Belediyesi yaptı bu defa, E.Ü. öğrenci kimliğimi kabul etmedi. Çok tuhaf bir olay. Yakında bunu da gündeme getireceğim galiba.Fethi Paşa Korusu mükemmel bir yer. Ve ilginç bir olay. Dilek Hanım’la karşılaştık. Kardeşi ve annesini de görmüş oldum. İstanbul küçük yer. Görüyorsunuz. Burada İnternet arkadaşlarımdan Rheim ile de görüştük. İstanbul’da ne çok tanıdığım varmış meğersem. Çok ama, büyük kısmı ile de görüşemedim. Neyse.Fethi Paşa Korusu’nda bir köşkü halka açmışlar. Eskiden sadece burjuvazinin girdiği yer, R.T.Erdoğan’ın sayesinde tüm halka ait olmuş. Allah razı olsun ne diyelim. Talep çok olduğu için 15:30 civarında sıraya yazıldık, saat 16:00’yı geçtiği saatlerde sıra bize gelmişti. Fiyatlar da uygun, ortam müthiş. Yaşasın nostalji. Bayıldım, işin aslı.Sonra yeniden Rami.Ve büyük gün 5.gün :PazartesiBugün çok önemli bir gün. Çünkü STV’de görüneceğim ilk ulusal tecrübem. Haydi hayırlısı.Sabah, yine Kadıköy’deyim Kadıköy küpeli erkekleri ve kısa saçlı kızlarına, caddeyi seyrederek bira içen sakinleri, tüm çılgınlıklarına rağmen iyi bir yer. Beni en çok etkileyen yeri de Moda 81300 Moda, yani Barış Manço.Kadıköy’de Yazıcıoğlu çarşısı çok moral bozucu bir yer. Ya herşey var. Voice pen bilemAma , çok zengin olmak lazım, hepsini almak için. En tuhafı da telefonlu fare. Adamlar neler yapıyor? Hiç mi işi yok. Ama onların işi o. Doğru ya. Sonra 280.000 TL’ye boş CD. 350 ve 450’ye de var. 85 $’a Robotics modem. Video kasetinden CD’ye kayıt yapan yerler. Her türlü kablo yapan bir yer. Kısaca herşey.Ama, bit pazarını andırıyor. Biraz daha informal bir yer. Esnafı daha artist. Ama herşey var. Her taraf CD kaynıyor. İstemediğin kadar.Ahmet A.Ekşioğlu Hocamla birlikte 2 kitabevine yeni çıkan kitaplarımdan bıraktık. Dediklerine göre sözlük askeriyeye girmiş. Oraya satılmış. Ne güzel kitaplarım Kadıköy’de bilem satılıyor. Off, hala A.A.E.’nu İnternete bağlayamadık. Hala modem gelmemiş. Ben bu arada bir Üsküdar yapıp, geliyim dedim. STV’ye uğrayıp laptop’u bırakacaktım. Büyükçamlıca otobüslerine binip, STV yolunu tuttum. Sağolsun tüm soförler yardımcı oluyor. Gece yolumu kaybetmemek için önceden gitmeyi uygun gördüm.Biraz bekletildim, biraz daha bekletilmemek için bir takım girişimlerde bulundum ve bu sayede içeri girebildim. Megabyte programında magazin haberlerini okuyan ve kitap tanıtımı yapan, yaka kimliğinde “geçici personel yazan güleryüzlü, tatlısözlü bir bayan lobiye geldi ve Mustafa Bey’in çıkmış olduğunu 23:00 gibi gelsem, yeterli olacağını belirtti. Çantamı da odaya götürmek üzere aldı. Zaten çıtı-pıtı olan bu bayan 150 gr. Falan vermiştir. Artık halter kaldırma, kalkıyormuş. Benim çantalarım kaldırılacakmış. ))STV’den çıkarak, dolmuş ya da İstanbulluca ifade edilen minibüse binerek sürate yöneldim. O da ne? Sevgili İsmet Ağabeyi, kitapla ilgilenen sahış olmuş. Yaklaşık 2 yıl önceki tanışıklığımız galiba nihayet 2 yıl sonra işe yansıyacak.İsmet Akyüz Ağabey ile de kısa ama verimli bir görüşmeden sonra müsaade isteyip, münübüse Binmek üzere yola koyuldum.Sonra yine Kadıköy. Ve yine Üsküdar. Ver elini Samanyolu İnsanın 6. hissi güçlü olmayacak abi. STV’de Oğuz Memiş’e daha fazla önem veriliyor hissine kapılmam, önce moralimi bozdu, sonra dikkatimi dağıttı. Son 15 dk.da sayın sunucumuz beni rahatlattı. İtiraf ediyorum. Heyecanlandım, niye bilmiyorum ama kendimi bile şaşırtacak kadar heyecanlı idim. Herhalde ilk ulusal tecrübe olmasından kaynaklanıyor. Ama bir nokta dışında istediğim herşeyi söyledim. Uzay ve kendi adıma çok iyi bir tanıtım olduğu kanısındayım. Her ne kadar bazı sitemler alsam bile. Oysa, konuşmanın her bölümünde Uzay geçti. Geçecek tabii ben de oranın ortağıyım. Şu gerçekte unutulmamalı ulusal programda şu 3 başlık dengelenmek zorundaydı. Benim açımdan. Tüm izleyicilere, bilişim sektörünün düzelmesine dair mesajlar verebilmek.Uzay Eğitim Merkezi’nin diğer kurslardan farkını ortaya koymak.Hakan Topuzoğlu’nun yaptıkları, yapmakta oldukları ve yapacaklarını anlatmak.Ve bana ayrılan kısa süre içerisinde bu 3 konuyu gayet güzel dengelediğim kanaatindeyim.Eğer 3. Madde biraz ağır bastı diyorsanız, o da 10 yıllık çabamın hep isme yatırım yapmak olduğundandır. Hatta bundan 7-8 ay önce ismimi ortadan kaldırıp, kurumu ön plana çıkarmaya çalıştığım günlerde neler yaşadığım tüm açıklığıyla ortadadır. Benim kendi adımı silikleştirme çabam, acaba bir şey yapmıyor mu? Tartışmalarını ortaya çıkarmıştı. Ve o dönem aldığım kararla radyo programına başladım. Sonra TV programı yapmaya karar verdim. Sırf bu yüzden Hakimiyet 2000 ‘e ikide bir basın bülteni gönderiyorum. Ve STV’deki kaygım da ismimi gündemde tutmak idi, itiraf ediyorum. Ama, bu amansız mücadelelerle dolu hayatta, böyle yaptığın zaman kazanıyorsun. Gece 02:00 olduğunda; program bitmiş fondotenlerimiz çıkarılmış, herşeyiyle hazır durumda evlere koyulacak hale gelmiş idik. Takdiri ilahi sunucu Oğuz Abi’de Yenibosna’ya gidiyordu ve beni bırakacaktı.Aslında servis vardı, ama bildiğim birinin bırakması iyi oldu. Yolda sohbet ettik, Oğuz Abi’yle. Yeni yatırımlardan bahsetti. Ben de yeni çalışmalarımdan ve bir işe bakış açımdan farkettim. Oradaki ifadem özetle şöyle idi:“Eğer gelişemiyorsam, 1 dk.bile durmam. Çok iş değiştiriyor dense bile arkamdan”Ki bu felsefem beni buralara getirmişti. Kim derdi ki bir dizgicinin STV’ye çıkıp konuşacağını. Microsoft’tan destek göreceğini Halkla ilişkiler Müdüresi ve menejerinin olacağını. Ama oldu. Next Next Next . . . . Done Daha kaç tane Next var tıklanacak bilmiyorum ama Done demeye az kaldı bence. Can dostum Çağrı’nın Yenibosna’daki evine gittikten sonra uyuyum diyene kadar saat 02:30’u buldu. Bu arada gece arabayla gitmek ne zevkli bir iş, Üsküdar - Yenibosna 15 dk. Ya sürdü ya sürmedi. Trafik boş olunc araba kullanmak da zevkleniyor İstanbul caddelerinde.Ve 6.gün :SalıBugün İhlas günü İhlas Holding’in Yenibosna’daki binasına yaklaşık 1 saat yürüyerek ulaştım. Sabah sporu çok güzel oluyormuş. PC Life’da Ömer Savaş Sayılır ve Uğur Artner ile görüştükten sonra Mustafa Eskici’den program için tam destek aldık. Bu görüşmeleri yaptıktan sonra biraz cafeterya’da bekleyip yukarı çıktığımda Musa Savaş Ağabey’de gelmişti zaten.Aslında merak ettiğim bir şey var. Bina içinde tramvay düşünürler mi? Gören de beni çocuk gibi asansörle oynuyor zanneder. Önce yanlış taraftan binmişim. Tekrar B2’ye indim. Ordan doğru tarafa. Sonra 1-2-2-1 falan. Neyse ki IMG lafını buldum. Bu defada yeri bulamadım. Dolandım durdum, holding içinde. İşin garibi kimse bana bir şey demedi. Allah’tan bir müdür sordu da yolumu buldum. Musa Savaş ile müthiş bir görüşme yaptık. 2. ve 3. sahısları ikna edebilirsem Staj yapmamda sakınca olmayacağını söyledi. Bakalım hayırlısı. Kayseri’ye seminer ve TV programı için gelecek. Dergi dağıtacağız. Her konuda yardımda. Sağolasın Musa Abim.Birlikte yemek yedik. PC Net’in eski G.Y.Y. ile tanıştım. Sonra izin alarak oradan ayrıldım. Sonra, İstanbul’da en kötü anlarımı yaşamak üzere yola koyuldum. Olay şöyle gerçekleşti. Yenibosna - ŞirinevlerŞirinevler - MecidiyeköyMecidiyeköy -ŞirinevlerŞirinevler - İkitelliİkitelli - Yenibosna tarafıYenibosna - EminönüSonra RamiO gün herhalde en az 3-4 saatim yolda geçti.Ve Doğan Haber Ajansı’na gittiğimde beni takmayan tavırlara giren resepsiyonist ile muhatap olmam. 2 - 3 telefon görüşmesinden sonra içeri alınmam.Sonra, klasik tavsiyeler veren, O’na da bir şey diyeme, en azından tanışmış olduk, beni daha tanımıyor. Aslında çok iyi niyetli. Güzel tavsiyelerde bulundu. Ama aynı görüşme telefonda da yapılabilirdi. Bunda onun da suçu yok. Suçlu benim. Neyse bu sayede DHA’yı. Medya Tower’ı gördüm.Ayrıca ATV ve Sabah’ın dolmuşlarını da görmüş oldum.Her olay kardır.Ve sonra yine Eyüp. Ve son gün : 7.gün :Çarşamba Bu gün adeta piyangodan çıktı. İşlerimi yetiştirememiş olmam, ban İstanbul’da 1 gün daha geçirmemi sağladı. İyi ki sağlamış. 2 yıllık hayalim, kaldığım son gün gerçekleşti. Ama önce neler yaptım onlara bakalım .Laleli’den tramvayla üniversita durağına geçtim. Oradan yeni cep telefonumu aldım. CD’ler aldım. Az kalsın walkmenimi satıyordum, zor kurtardım. İstanbul ilginç bir yer. Titreşim kalemi yok. Birde chatboardumu alacak kimse yok. Ha unutmadan olmayan diğer şey de Ruşça CD. Valla çok acıdım üçünede. Çarşı pazarı gezip, alınacakları aldıktan sonra sirkeci’ye geçtim. Amacım, Birsen’e uğrayıp kitaplarımı almak idi. Yine iyi niyetli bir şekilde, başka yapabileceğimizşeyler olabilir mi? Onları tartışmak. Oradan önce Hakikat Kitabevi’ne uğradım sağolsun çok ilgi,lendiler. Hakikat dergisine de yazacağım, inşallah. Çok verimli bir sohbetten sonra Birsen’e gittim. Adamlar neredeyse kitabın parasını benden isteyecekti. Kitap niye satılmıyormuş, bir şeyler yapmazsamkiloluğa verirmiş. Dağıtmazsan satılmaz tabii, asabım bozuldu ama belli etmedim. Sonra Dr.Cahit Akın’la görüştük Alfa’dan. Müthiş biri, zaten eskiden beri severdim. Ve anlaştık Alfa’nın kadrolu yazarı oldum. Ben de anlayamadım, çok hızlı gelişti olaylar.****** Ne yazık ki bir takım aksilikler yüzünden bu görevi iade etmek zorunda kaldım. Hayırlısı olsun…Sonra bir Taksim turu, istiklal caddesi. Ergun abiVe otogar..

Written by admin in: Seyahat Notları |

Powered by WordPress | Aeros Theme | TheBuckmaker.com WordPress Themes